NAFAKA ÇEŞİTLERİ

NAFAKA ÇEŞİTLERİ

Türk Medeni Kanunu (“TMK”) ve Yargıtay içtihatları uyarınca Yardım ve Bakım Nafakası olarak iki çeşit nafaka bulunmaktadır.  Bakım nafakası yoksulluk nafakası, tedbir nafakası ve iştirak nafakası olarak üçe ayrılmaktadır:

A) BAKIM NAFAKASI

1)YOKSULLUK NAFAKASI

TMK m. 175’e göre; “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.” Madde metninden de anlaşılacağı üzere, her yoksulluk nafakasının kabul edilmesi söz konusu değildir. Yoksulluk nafakasının bağlanması için belli koşulların sağlanması gerekmektedir:

a) Nafaka talebinde bulunan eş, boşanma sonucunda yoksulluğa düşecek olmalıdır.

TMK m. 175’te belirtildiği üzere, yoksulluk nafakası talebinde bulunan eş, boşanma kararı sonucunda yoksulluğa düşecek olmalıdır. Yoksulluk nafakası talebinde bulunanın yoksulluğa düşüp düşmeyeceği ise hâkim tarafından re’sen araştırılır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, nafaka talebinde bulunan eşin maaş alıyor olmasının mutlaka yoksulluk nafakası talebinin reddi sonucunu doğurmayacağına, yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerektiğine karar vermiştir. (YHGK T. 11.03.2009 2009/2-73 E. 2009/118 K.)

b) Nafaka miktarı, nafaka yükümlüsü olan eşin mali gücü ile orantılı olmalıdır.

Kanunda yoksulluk nafakasının miktarı açısından bir düzenleme yer almamakla birlikte diğer tarafın mali gücü oranında bir nafakaya karar verilebileceği belirtilmiştir. Diğer bir deyişle; yoksulluk nafakasına hükmedilirken nafaka ödeyecek olan tarafın da yoksul hale getirilmemesi gerekmektedir. Yoksulluk nafakasında amaç, eşlerden birini cezalandırmak değil, nafaka isteminde bulunan eşi yoksulluktan kurtarmaktır.

c) Nafaka isteminde bulunan eşin kusuru diğer eşten daha ağır olmamalıdır.

TMK m. 175 uyarınca, yoksulluk nafakasına hükmedilmesi için nafaka yükümlüsünün kusuru aranmamaktadır. Ancak nafaka isteminde bulunan eşin, boşanmada diğer eşten daha ağır bir kusura sahip olmaması gerekmektedir. Diğer bir deyişle; nafaka talebinde bulunan eşin kusurunun bulunmaması veya diğer eşe oranla daha az ya da diğer eşle aynı oranda kusurlu olması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2008/2-32 E. 2008/86 K. sayılı kararında da “Boşanmaya neden olan hadiselerde kusurun ağırlığı davalı kadındadır. Ağır kusurlu davalı kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru değildir. Ağır kusurlu davalı kadın yararına manevi tazminat takdiri isabetsizdir.” denilmek suretiyle ağır kusurlu eş için yoksulluk nafakasına hükmedilemeyeceği belirtilmiştir.

Yoksulluk nafakası, talepte bulunan eşin talebi doğrultusunda süreli veya süresiz olarak verilebilir. TMK m. 175’de de nafakanın süresiz olarak istenebileceği açıkça ifade edilmiştir. Her ne kadar uygulamada çoğunlukla süresiz olarak yoksulluk nafakasına hükmedilse de bazı mahkemelerce özellikle kısa süreli ve çocuksuz evliliklerde süreli nafakaya hükmedildiği görülmektedir.

TMK m. 176’ya göre; “yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir.” Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde nafakanın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.

İrat biçiminde ödenmesine karar verilen nafaka, nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar. Buna ek olarak nafaka alacaklısının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde nafaka mahkeme kararıyla kaldırılır.

2) TEDBİR NAFAKASI

TMK’nın 195. maddesine göre; “Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi hâlinde, eşler ayrı ayrı veya birlikte hâkimin müdahalesini isteyebilirler.” Diğer bir deyişle; eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesi veya bir konuda eşler arasındaki uyuşmazlık sebebiyle karar verilememesi halinde, hâkimin müdahalesi istenebilir. Bu durumda hâkim aile birliğinin korunması amacıyla birtakım önemler alabilir. Tedbir nafakası hâkimin alabileceği önlemlerden biridir.

TMK. m. 169 uyarınca, “Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.”  Bu madde kapsamında eşler için tedbir nafakasına karar verilebileceği gibi çocuklar için de tedbir nafakasına karar verilebilir. Ayrıca yine maddeye göre, eşler talepte bulunmasa bile hâkim re’sen gerekli önlemleri alıp tedbir nafakasına hükmedebilir.

Tedbir nafakası, ailenin korunması amacıyla eş ve çocuklar için boşanma davası sırasında veya birlikte yaşamaya ara verilmesi, evlilik birliğine karşı mutlak veya nispi butlan davası açılması halinde talep edilebilir. Boşanma davası sırasında istenen tedbir nafakası, boşanmaya ilişkin mahkeme kararının kesinleşme tarihine kadar devam eder. Kararın kesinleşmesi ile birlikte nafaka ödeme yükümlülüğü sona erer.

Tedbir nafakası miktarı belirlenirken hâkim tarafından tarafların gelirleri ve mali durumları ilgili kurum ve kuruluşlardan sordurularak gelen bilgilere göre karar verilmelidir. Yargıtay kararlarına göre, eşin maaşının az olması veya asgari ücret kazanıyor olması tedbir nafakasına mutlak hükmedilmemesi sonucunu doğurmaz. Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 23.11.2011 T. 2011/3-635 E. ve 2011/688 K. sayılı kararına göre, Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katkıda bulunmak durumundadır. Bu nedenle, ayrı yaşamda haklı olan eş, diğer eşten tedbir nafakası isteyebilir. Tedbir nafakasının niteliği ve yasal düzenleme gereği davalı ( koca ), birliğin giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır ( TMK md. 186/3 ). Davacının ( kadının )gelirinin bulunması, davalının ( kocanın )ortak giderlere ( elektrik, su, telefon, kira, yakıt parası vs )katılma yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırmaz; bu durum sadece nafaka miktarının takdirinde etkili olabilir. Davacının ( kadının )gelirinin bulunması, ona tedbir nafakası bağlanmasını engelleyici bir hal değildir. Hâkim, eşlerin birlikte yaşarken sürdürdükleri hayat seviyesini ayrı yaşamaları halinde de korumaları gerektiğini gözetmeli; “hakkaniyet” ilkesine uygun bir nafaka takdir etmelidir.”

Tedbir nafakasına hükmedilmesi eşlerin kusuruna bağlı değildir. Diğer bir deyişle; eşlerin kusurlu olup olmamasının tedbir nafakası takdir edilirken etkisi bulunmamaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2.11.2011 T. 2011/2-533 E. 2011/670 K. sayılı kararına göre; “tedbir nafakası takdirine ilişkin kararın, davanın açıldığı tarih itibariyle tarafların ekonomik sosyal durumlarına ilişkin araştırma sonuçlarının dosyaya gelişini takiben hemen verilmesi gerekir. Bu aşamada tarafların kusur durumu belirlenmediğine göre verilecek kararda kusur bir ölçüt olarak alınamayacağı gibi, sonuçta nihai karar verilirken kusur durumunun belirlenmiş olması da tedbir nafakasının kaldırılmasını ya da ödenenlerin geri istenmesini gerektirmez. Zira, tarafların “kusur durumu” hiçbir şekilde tedbir nafakasının takdirine etkili bir unsur değildir.”

3) İŞTİRAK NAFAKASI

Türk Medeni Kanunu uyarınca anne ve baba çocuğuna bakmakla yükümlü olup çocuğun bakımı için her türlü desteği vermek zorundadır. Bu çerçevede iştirak nafakası, velayet kendisine verilmeyen eşin, çocuğun eğitim ve bakım giderlerine katılmasını sağlamaktadır. Velayet kendisine verilmeyen eş, hâkimin ekonomik gücünü göz önüne alarak belirlediği oranda çocuğun ihtiyaçları için katkıda bulunacaktır.

TMK. m. 330. uyarınca, “Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur. Hâkim istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.” Dolayısıyla hâkim iştirak nafakasının miktarını tedbir ve yoksulluk nafakalarında olduğu gibi durumun değişmesi halinde, arttırabilir, azaltabilir veya kaldırabilir.

Birden çok çocuk için iştirak nafakası istenmişse dava dilekçesinde her çocuk için ne kadar nafaka istendiğinin belirtilmesi gerekir.

Hâkim velayetle birlikte iştirak nafakasına karar vermiş ise; nafaka ödeme yükümlülüğü işbu kararın kesinleşmesinden itibaren başlar. Çocuk, velayete karar verildiği tarihte nafaka ödeme yükümlülüğü bulunan diğer eşin yanında ise nafaka çocuğun teslim edildiği tarihte ödenmeye başlanır.

TMK. m. 328’e göre; “Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.”

İştirak nafakası, nafakanın arttırılması, azaltılması veya nafakanın ödenmesine son verilmesi davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemeleri olup yetkili mahkeme nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesidir. Bununla birlikte davalının yerleşim yeri mahkemesi de Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri gereğince yetkilidir.

B) YARDIM NAFAKASI

Yardım nafakası, bakım nafakasından farklı olarak alt soy, üst soy ve kardeşler için talep edilebilen bir nafaka çeşididir. TMK. m. 364 uyarınca; “Herkes yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri refah içinde bulunmalarına bağlıdır.”

Çocuklar da anne veya babalarından yardım nafakası talebinde bulunabilirler. Yukarıda da bahsedildiği üzere, iştirak nafakası çocuğun ergin olması ile kendiliğinden son bulur. Ergin olan çocuğun eğitiminin sürmesi halinde ise TMK’nın 328/2 ve 364. maddeleri kapsamında anne-babanın bakım yükümlülüğü yardım nafakası olarak devam eder. Bu nedenle eğitimi devam eden ancak iştirak nafakası son bulan çocuklar da yardım nafakası talebinde bulunabilirler (Yargıtay 3. H.D. 08.02.2017 T. 2016/11/384 E. 2017/944 K. sayılı karar)

Nafaka miktarı, nafaka ödeyecek kişinin geliriyle orantılı olacak şekilde ve nafaka ödeme yükümlüsünü yoksulluğa düşürmeyecek şekilde hâkim tarafından gerekli araştırmalar yaptırılarak belirlenir.

TMK. m. 365 uyarınca, “Nafaka davası, mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılır.” Bu madde çerçevesinde, sırasıyla altsoya (çocuklar, torunlar), anneye, babaya kardeşlere, büyükbaba ve büyükanneye karşı yardım nafakası talebinde bulunulabilir.

Av. H. Çiğdem KAYA

Tarih: 14.06.2017